YASLAR
İki narım vardı biri dalda
İkisi de bir menem de bir boyda
Kavuşursam anam seni tenha bir yolda
Hem derdimi döker, hem ağlarım anam
Hem söylerim, hem ağlarım anam.
Alıverin tabancamı oymadan
Nasıl yedin gara yerler gıymadan
Ben eşime eşim bene doymadan.
Evimizin önünde kuruldu düğün
Anamın elinde altından güğüm
Ne dün geldin ne böyün
Dün gelmeyen anam böyün gelir mi
Selam gatsam anacığım alır mı?
Dam başına çık otur anam
Ak ellerini koynuna sok otur anam
Kızım gelecek diye bak otur anam
Kızın gelmeleri akşama kaldı anam
Mahşer yerinde görüştür Allah’ım.
Evimizin önü bamya büberi
Nerden aldın anam gara haberi
Gara haber alınca anam ağladın mı?
Gara haberler anacığım deli etti bizi,
Yaktı ocaklarda kül etti bizi.
Şu gurbetin yolları dikendir diken
Kör olsun dikenleri döken
Ölüm değil mi belleri büken?
Ayrılık değil mi simaları yıkan?
Ah anam of offf....
Merdivenden indim indim yıkıldım
Allah destur verdi kalktım dikildim
Kırmızı gülden aldım aldım dakındım
Ana, baba diyende kaldı benim ahdım
Ah anam, ah babam....
Yayla yollarına göç katar katar
Eşini yitirmiş bir palaz öter
Ötme palaz ötme eşini bulayım
Bulamazsam yollarında yoldaş olayım.
Çile kekliğim suya mı indin?
Aldın suyunu geri mi döndün?
Geydin alları zehri mi deldin?
Sen de bencileyin öksüz mü kaldın?
İki pınar karşı karşı akma mı?
Arasında mor menekşe bitme mi?
Senin derdin bene yetme mi anacığım yetme mi?
Benim derdim bene yeterdi
Anacığım bir de sen dert kattın.
Denizin yüzünde yüzen kayıklar
Oturmuş binbaşın asker öğütler
Askeri de sorarsan anam diye sayıklar
Vadalı vadasız ölen şehitler
Vadası gelmişte ölmüş deyin varın
Ölüsü gurbet ellerde kalmış deyin varın
Evimizin önünde nar bittiğinde
Dağı taşı kar bastığında
Sen gelmemin anam silanı arz ettiğinde
Ananı babanı özlediğinde
Gel kızım gel anam gel oh ohhh...
Ak appak olmuş iğdenin dalı
Bir yanı kar yağmış bir yanı dolu
Eşinden ayrılan olmamı deli
Bana deli derler neden deliyim
Yaylaların boz bulanık seliyim
Ben de Yaradan’ın kuluyum.
Meşeler meşeler yaprak meşeler
Yaprağı dökülmüş pulu ışılar
Şu gurbet elde ne anam var ne gardaş komşular
Ben nerelere varayım boyun bükeyim.
Kimlere derdimi dökeyim.
Işılasın goca çamın dalları
Şıngırasın al atımın nalları
Üstümüzden geçen bayram ayları
Ele bayram ayı bize ayrılık günleri of anam
Hadi gidem anam Aydın’a doğru
Üç gül almış dalından eğri
Anam evlerime gelmez olur gayri
Teklifsiz soframı sunmaz olur gayri
Hadi gidem aynam Aydın eline
Nergiz mi kokalım anam gülün yerine
Kimleri tutayım anam senin yerine
Senin yerine tutacak gül bulamadım anam
Yanlarına varacak yol bulamadım anam.
Çekiverin al atımı binek taşına
Ellerim yerişmez eğer başına
Benim bey bubam karışmamış işime
İşte varıyorum kayın baba kapına
İster ağlat ister güldür başımı.
Karıncalı kavak gibi yurdumuz
Hem dağılır hem birikir ordumuz
Bir orduya yeter idik dördümüz
Azrail’e yetemedik hepimiz
Sarı çiğdem açtıysa dağdadır
Mor menevşe açtıysa bağdadır
Garip anam çıktıysa yoldadır
Çıkmadıysa zalim gurbet eldedir
Mezarlıktan uzattılar urganı
Üstüme örttüler gurbet yorganı
Başlarım gülerse kesin kurbanı
Başlarım gümezse bakın çareme
Suya gider bir incecik yolu var
Ayağında mor mevnevşe donu var
Eller gülse biz ağlasak yeri var
Gülmedik başlara güller soksan güler mi?
Yanmadık ocaklara kucak kucak
Çıra çatsak yanar mı?
Mezarlığın ortasında on iki direk
Yalvardım yakardım geçmedi dilek
Azrail’in kestiği yakasız gömlek
O da el içinde dar geldi bize
Vadesiz ölümler zor geldi bize
Yeşil ördek şıp şıp eder savakta
Altın küpem gılp gılp eder kulakta
Garip anam yazıcı olmuş aşağı konakta
Yaz yazıcı kolların yorulmadı mı?
Kalemin dividin kalbin kırılmadı mı?
Evlerinin önü erik ağacı
Yüreğime düştü bir sancı
Bugün misafirsin yarın yolcu
Dön gel yavrum kapım her zaman açık
Merdiven başında bir nana bitti
Nananın kokusu aleme yetti
Bizim içimizden bir yiğit gitti
Gelirim dedi de gelmedi gitti
Bir tek anasını unuttu gitti.
Aşağı oturmuş yukarı bakar
Mis olmuş elması cebinde kokar
Yemedim elmanı al senin olsun
İşte ben gidiyorum ev senin olsun.
Bizim yaylamızın dorusu vardır
Açılmış güllerin sarısı vardır
Selam söylen dedeme helal etsin hakkını
Onun da ahrette sorusu vardır.
Belimi dayadım ben bir kayaya
Kanım ılgıt ılgıt akar dereye
Merhem diye tuz koymuşlar yaraya
Merhem almaz yaralarım yar benim
Sargı tutmaz yaralarım var benim.
Çıkmayaydım kara dutun dalına
Bakmayaydım şu gurbetin yoluna
İyi olsaydı gurbet mi derlerdi adına
Şu gurbetin adandım yollarına
Yayla yollarında meleyen kuzu
Bahar aylarında ara bul bizi
Cennet bahçesinin gülü, nergizi
Elleri güldürdü de ağlattı bizi.
Alaca kekliğim suya mı daldın?
Daldın da gerimi döndün?
Sen de ben gibi öksüz mü kaldın?
Kekliğim alacamı düzmedin
Eller gibi kol kola olup gezmedim
Dönüm dönüm bostan ektim ovaya
Uzun uzun dal kol attı havaya
Nesine gelelim kuru yuvaya
Yuva bekçisi kimsen yok senin
Derdini alacak kimsen yok senin
Uzat baba sağ elini öpem
Öpem de al kınalar dökem
Babam senin yerine kimleri tutam
Geri durun yengelerim geri
Daha benim sıralarım durudur duru
Vurma yengem benim kınamı
Ağlatırsın benim şaşkın anamı
Kınalı kekliğim suya mı indin?
Alları giydin de beri mi geldin?
Kimi kimsesizce deli mi oldun?
Pencereden verin benim alımı
Tutma yengem benim kolumu
Ben bilirim bu gurbetin yolunu
Saçımı söktüler oldu bir kucak
Anam beni evlerinden kovacak
Kovma anam kovma gelmez olurum
Teklifsiz sofranıza gelmez olurum
Ak koyunu güddüm güddüm getirdim
Ala ardıca mor meşeye yatırdım,
Ölümle ayrılığı bu güne sığdırdım
Ölüm ver Alladım, ayrılık verme.
Kabrimi derin kazın, dar olsun.
Etrafına mor sümbül dikin, gül olsun.
Ben gidersem anam, kızın kim olsun?
Babam kahvecidir, kahve pişirir,
Kahvenin köpüğünü yere taşırır.
Kıymetli kızlarını arkasına düşürür,
Kıymetsiz kızını anam, gurbete aşırır.
Üç kuş idik uçar idik havada,
Birimizi vurdular, kavurdular tavada.
Sen mi kaldın, kadir mevlam,
Bu bozulmuş yuvada.
Mezarlık arası on iki direk,
Yalvardım yakardım geçmedi dilek.
Azrail’in kesticeği yakasız gömlek,
Bu da bana dar gelir kahpe felek.
Gökyüzünde bamya bamya,
Buluttan Azrail inmiş de,
Kapı kilitler
Kimi ana, kimi de baba bekler.
Allı safamı yel aldı,
Yeleğin yakasını sel aldı.
Yar kulağın sağır mı?
Sevdiceğin yâri el aldı.
Atlayıp atına binemedin mi?
Alıp direksiyonu süremedin mi?
Karanlığa kaldın da,
Evlerini bilemedin mi?
Alaca kekliğim suya mı indin?
Suyu aldın da geri mi döndün?
Sen de ben gibi,
Garip mi kaldın?
Aşa yerin kirazları ererse,
Erer de selelere girerse,
Gelir de garip anam seni sorarsa,
O zaman ben ne cevap vereyim?
Hadi gurbet badi gavurlar dursun,
Taşını toprağını ustalar kırsın.
Gurbet dediğin yerlerde,
Seni yakan zalimler dursun.
Hadi kızım hadi, uğurlar olsun,
On parmağın kalem olsun.
Benden mezarlıkta yatanlara,
Selam olsun.
Armutluya dolu yağdı, yazıldı.
Kara bağrım taşa geldi ezildi.
Bu yazılan yazı bana ezelden yazıldı.
Yazıcı kolların yazılmadı mı?
Divitin kalemin kırılmadı mı?
Mezarlığa vara gele yol sandım,
Ayağıma diken battı gül sandım.
Ellerin içinde benim büyük babam var sandım,
Babam değilmiş de, eller imiş.
Dam başına çıra attım yanmadı,
Yana yana gül benizlerim kalmadı.
Her eller geldi de,
Büyük babam gelmedi.
Mezarlık içinde on iki direk,
Yalvardım yakardım geçmedi dilek.
Azrail’in kestiği sırmalı yelek,
O da kollarına dar geldi.
Şu gençlikte ölüm zor geldi.
Aşağıdan gelen hacı kağnısı,
Üstüne çizilmiş kara donlusu,
Hani benim babam hangisi?
Dam başında sıra sıra bacalar,
Cennet bahçesinden çıkan hocalar,
Hocalar dede mi görmediniz mi?
Oturup halını hatırını sormadınız mı?
Koca kavak burum burum burular,
Dibinde akan sular durulur.
Eller efendim dedikçe,
Benim boynum burulur.
Yaylacılar yaylasına göçtü mü?
Ak koyunlar kuzusunu seçti mi?
Benim babam bu yollardan geçti mi?
Geçti ise arayın da bulayım.
Gökte ise merdivenler kurayım.
Dağ başında bir bölük kar idik,
Yeller esti ılgıt ılgıt eridik.
Gözüm nazlısı babam sen idin,
Mezarlıkta bir ot çıktı, kurudu.
Kara bülbül kanadını sürüdü.
Bizden olan karayerde çürüdük.
Elde olan kol kol oldu yürüdü.
Bugün Gölhisar’ ın pazarı,
Mermeri çatlatır Türk’ün nazarı,
Kast mı yaptın, karşıya mezarı,
Kuzularım gelsin de ağlasın diye.
Ağlasın da geri dönmesin diye.
Akşam akşam, gül dalını budarım
Sabah sabah, yeşil ördek güderim
Bugün misafirim, yarın giderim
Bu yeşil Dünyada ben ne ederim.
Ben dağdan gideyim,yol senin olsun
Ben zehir içeyim, bal sizin olsun.
İşte ben gidiyorum, yeşil Dünya size kalsın!
Aşağıdan gelen aklı karalı
Kanadın altı kurşun yaralı
Hemen sen mi varsın dertli yaralı?
İşte ben de varım oyuk yaralı.
Keklik idim alacamı düzemedim
Kol kol olup yavrularım sizinle gezemedim
Bu kara yazıyı kendim yazmadım
Verin ben yazayım, ciğer bağımdan.
Değme bana, ilme bana
Ben yaralıyam eller al giymiş
Ben karalıyım.
Bu yeşil Dünyada ben yaralıyım.
Evimizin önü bir dönüm avlu
Avlunun içinde kır atım bağlı
Kınaman komşular
Yüreciğim dağlı.
Avlumuzun günden yanını deldiler
Deldiler avluyu doldular
İçinizden en kıymetli yavrumu aldılar.
Çizmeciler çizme diker meşinden
Ormancılar odun keser yaşından
Bülbül bile ayrılmamış eşinden
Ben nasıl ayrılayım can kardeşimden.
Deperim deperim, dağlar delinmez
Çıkarım bakarım sılam görünmez.
Sılam çayır çimen olmuş bilinmez
Sılamı bilsem de anam görünmez.
Engin ovaları,engin mi sandın?
Başı şallıları ,zengin mi sandın?
Oluru olmazı dengin mi sandın?
Olura olmaza,dengettin beni
Yanan ocaklarda kül ettin beni
Mezerlikten geçemedim yalınız.
Dülbendimi alagodu çalınız.
Döngel anam döngel,evler yalınız.
Yalınız evlere beni bekçi godunuz.
Mezerliğin başucunda yatmalı,
Ayakucuna sümbül dikmeli.
Mezerlikten şikayete gitmeli.
Naran güzelleri eyleyip duru.
Haydin gidelim Aydın eline,
Kimleri tutalım senin yerine
Senin yerine tutacak kulum yok,
Nergizi kokalım ,senin yerine.
Dam başında sısa sıra bacalar.
Cennet bahçesinden çıkan hocalar.
Hocalar bubamı görmediniz mi,
Oturup da halimi görmediniz mi.
Gurbatın yolları dikendir diken,
Körolsun yollara dikeni ,diken.
Ayrılık değil mi belleri büken?
Ölelim yitelim,ayrılmayalım,
Gidelim de gurbet ellere bakınmayalım.
Merdimenden endim endim yıkıldım,
Her çiçekten aldım aldım ,sokundum,
Mevlam,suçum neyidi dikildim?
Kırmızı gül sende kaldı tamahtım.
On iki yaşında gelin ettiler,
Suçum neyidi,gurbet ele sattılar,
Ben mi kötüyüm kader mi kötü bilemedim?.
Topalaktır benim oğlum topalak,
Üç gül almış gelip gelir kokalak
Sabah namazında ,şafak sökelek.
Aşağıdan gelen aklı karalı,
Kanadının altı kuşun yaralı,
Sen mi varsın dertli beleli
İşte ben de varım koynu yaralı.
Kardaşa benzer yatışın,
Mekansız guşlara benzer ötüşün,
Şahan endi yuvamıza yetişin,
Şahan ellerinde yavrum var benim.
Keklik idim alacamı düzemedim,
Yavrularımla gol gol olup gezemedim,
Ben bu yazıları kendim yazmadım,
Yazıcı kolların ağrımadı mı?
Dividin kırılmadı mı?
Var git ölüm,var git yolumdan,
Kırdın benim kanadımdan kolumdan,
Korkarıdık ayrılıkla ölümden,
Bu da geldi bizim evden başladı.
.
Ak koyunu güttüm güttüm getirdim
Ala ardıca mor meşeye yatırdım
Ölümle ayrılığı bu güne sığdırdım
Ölüm ver Allah'ım ayrılık verme
Kabrimi derin kazın dar olsun
Etrafına mor sümbül dikin gül olsun
Ben gidersem anam, kızın kim olsun
Eklemedir Burdur dağları ekleme
Yine geldi kömür gözlüm aklıma
Mezerliğin kapısı ne yandadır
Daştan duvardan mıdır yapısı?
Bizim alayımız keklik alayı
Gezer gelir dolayı dolayı
Geldim yine boş buldum yuvayı
Yağmur yağar kara daşlar ıslanır
Bayram gelir her odalar süslenir
Ellerin hastası eyi olmuş kalkar
Bizim hastalarımız gara toprakta yaslanır
Merdiven başına çık otur anam
Gızım gelecek elini goynuna sok otur anam
Gızın gelmesi akşama değil mavşara galdı
Erik çiçek açtıysa daldadır
Gelin anam çıktıysa yoldadır
Eğer çıkmadıysa gönülcüğü burdadır
Goca dağ başına çıktım oturdum
Yatak bulamadım haba çulu örtündüm
Gelin ana gelir deye yollara çok bakındım
Ne dün geldi, ne bugün
Yüksek minarelerden sıyrıldım indim
Elimi kınasını duvara sildim
Gül dedin de yengem gönülsüz güldüm
Versem kıymetimi şimdimi bildin
Atılan donuz kurşunu mu sandın?
Asılan bayrağı sancak mı sandın?
El eline gideni gelecek mi sandın?
Koca dağ başına çalı bastırdım
Ne dedim de kız yengem küstürdüm?
Küsüsen barışalım
Dertlisen bölüşelim a yengem
Evimizin önü bir dölüm avlu
Avlumun içinde al atım bağlı
İşte ben gidiyorum gelemem gayrı
Gelsem de başım bağlı
Kara yılandım akıp giderim
Aktığım yeri yarıp giderim
Aldım garip başımı çekip giderim
Çek deveci develeri de dolansın
Dolansın da çeşmelerimden sulansın
İnanmayan deli gönül inansın
Gök yüzünde peşdamalım çizildi
Altın tasta kınalarım ezildi
Yengelerim baş ucumda çizildi
Büyük yengem gelmiş kına yakmaya
Küçük yengem gelmiş seyre bakmaya
Merdivenden ineyim siz bakın
Ellerin esvabını kaldırın atın
Elin esvabları dardır keyilmez
Ellerin gahrı dırdır çekilmez
Gurbetin yolları dikendir diken
Kör olsun dökeni yollara döken
Gurbet deyil midir boynumu büken?
Ayrılık deyil mi gılığımı yıkan?
Dumanlı dağların başı boş değil
Hoş değil gurbetin yolları çekilmez
Gurbette ölenin gözü yumulmaz
Sılamızın gülleri açtı kurumaz
Evimizin yazgısını kaldırmayın
Gelen dostlarımızı geri döndürmeyin
Benim yokluğumu bildirmeyin
Aşağıdan civir civir kuş gelir
Yayılır yayılır kanı aç gelir
Anam bu ayrılık bize güç gelir
Merdiven başına çık otur anam
Elini koynuna sok otur anam
Küçük kızın gelecek diye
Yollara bak otur anam
İstanbul'un konakları tahtadandır tahtadan
Mektup gelir cuma ile haftadan
Ben bu Cuma ile haftayı fark edemedim
Ben bu ayrılığı terk edemedim
Benim halam topalaktır topalak
Üç gül almış gelir gelir kokalak
Ala yüzden kanlı yaşlar dökerek
Evimizin önü bir dölüm asma
Asmanın dallarını kesmeyi emmilerim
Benim hatalı sözlerime darılıp küsmeyin
Koca kavak burum burum burulur
Dibinde suyu aka aka durulur
Eller bubam dedikçe benim boynum bükülür
İndim ovamıza koyun sağmaya
Çiğ mi düşmüş yıldız gibi gaymağa?
Ayrılık düşmüş bizim oymağa
Ölelim gidelim ayrılmayalım biz bu yollarda
Şekillidir bizim evler şekilli
İçinde gül karanfil ekili
Sen mi geldin bubamın vekili?
Bazarcılar bazarını bazarlar
Senin öksüz gardaşını azarlar
Sürekler yaylasıdır bizim yurdumuz
Bin kişiye yeter bizim dördümüz
Kara yerde kaldı bizim ordumuz
Hiç kimseye benzemez bizim derdimiz
Dertliysen dertleşelim hepimiz
Evimizin önü daş mı ,bayır mı?
Emmim seni zapteden azrayille cavır mı?
Üç gündür düğünüm oluyor kulakların sağır mı?
Taksi geldi evin önüne dayandı
İnanmayan deli gönül inandı
Hadin gidelim kurum eline
Nergisi kokayım gülün yerine
Kimleri tutayım gardaşlarım yerine
Eselim de gül dibini deşelim
Davşan kanı şarap olmuş içelim
Bu yurt bize haram olmuş göçelim
Kapımızın başı çifte düğmeli
Evimizin içi çifte yengeli
Yengelerin engeli ben miydim?
İşte ben gidiyom engeliniz yok olsun
Yakma yengem yakma benim kınamı
Yakıp da ağlatmayın benim şaşkın anamı
Uzaktan mı geldin abim gezmeye?
Sen mi geldin abim aramızı bozmaya?
Kaderim kaderim kötü kaderim
Aldım garip başımı çekip giderim
Gittiğim yerleri şöhret ederim
Düştüğüm yerleri firgat ederim
Yedi yıldır daramadım saçımı
Ulu kerfenlere dutdum göçümü
Çok aradım bulamadım eller içinde
Bulamadım gardaşımı
Sarı çiçek açtı mı dağlarda?
Mor menevşe geçti bile yollarda
Ben gardaşımı kötü gördüm beylerde
Kaleden attılar telli urganı
Başıma çektim gurbet yorganı
Dirliğim olursa kesin çifte kurbanı
Dirliğim olmazsa arayın bulun dermanı
Karşı karşı yaptıralım hanları
Kaldırın atın kasavattaki kanları
İkimizin demlediği çaylar bir gün aklına gelme mi?
Armutlu’ya tolu yağdı yazıldı
Kara bağrın taşa geldi ezildi
Kalem elde kaldı kırıldı
Bu ayrılık bize yazıldı
Yağmur yağıp çipildenler olmadan
Al yazman oyaları solmadan
17’den 18’e girmeden
Nasıl vereyim gelin gızı gıymadan
Bizim kapılamız düğmelidir düğmeli
El kapısına nasıl boyun eymeli
Ellerin gahrı güçtür çekilmez
Çifte olur portakalın dilimi
Çifte alırsın goca bubam gelini
Ne kadar çifte alsan da tutmaz benim yerimi
Mor menekşe top top açar çiçeği
Dipçesine salar salkım saçağı
Azrail’in keskinimiş bıçağı
Alsam ismini ismini
Sarsam kaleme kaleme
Senin güzelliğin civanın
Değer cümle aleme
Getirin kınasın yakalım
Yetmezse ecza katalım
Gelinin sözünü tutalım
A gelin, a nazlı güzelim kınan kutlu olsun
Güveyi yanında sözün tatlı olsun
Kınası karılım tasta
Kız anası kara kara hasta
Oğlan evi pek havasta
A gelin, a nazlı güzel kınan kutlu olsun
Güveyi yanında sözün tatlı olsun
Tuz kabını tuzsuz koyan
Hep evini ıssız koyan
Anasını kızsız koyan
A gelin, a nazlı güzel kınan kutlu olsun
Hani bunun kaynanası
Kireç ocağın yanası
Kutlu olsun gelinin kınası
A gelin a nazlı güzel kınan kutlu olsun
Güveyi yanında kınan kutlu olsun
Gurbetin yolları gül ile diken
Kör olsun dikeni yollara eken
Ayrılık demi beleri büken
Büküldü bellerimiz düğrulmaz oldu
Dutuldu dillerimiz söylemez oldu
Evimizin önü gülden harman
Gelini geçerim ağlarım gülmem
Gurbete gidene yakımdır derman
Bulur derman bende kalayım
Gurbetin yolları uzaktır uzak
Dibine dökülür demirden kozak
Durma anam durma yolları gözet
Haftalar gelince gelirim anam
Arpayı biçerim ederim deste
Giderim gurbete olurum hasta
Anam az gurbet ele gideni
Gurbet eldir goç yiğitlerin vatanı
Koca dağ başında bir ala kuşum
Binelim atlara alalım dizgin
Allah nasip ederse gelelim güzün
Hak nasip etmezse ne gelir elden
Gurbetin çeşmeleri akmıyor
Hasta olsam kimseler bakmıyor
Her çiçek çadır çadır açmış da
Hiç birisi kuzum gibi kokmuyor
Kırmızı güllerim harmandır harman
Gelir geçerim ağlarım gülmem
Felek güldürmedi ki beni nasıl gülen
Kekliktim alacamı düzmedim
Eller gibi alaylanıp gezmedim
Bu kara yazıları kendim yazmadım
Yaz yazıcı ben yazıya gayılım
İncecik yılanım akıp giderim
Gonumu gomşumu yakıp giderim
Dikelirim sabah sabah direkte
Altın küpem hep hep eder kulakta
Hiç gülmedim hayatta felekte
Endim ovanıza koyun yaymağa
Ağılar mı ektiniz çilice koymağa?
Ayrılık mı gelmiş bizim oymağa?
Ölelim yitelim ayrılmayalım
Gök yüzünde peşdamalım asılı
Yaranlarım baş ucuma dizildi
Gınamayın yaranlarım siz beni
Bugün bene ise yarın da size
Edirne’den aldım yaprak kınamı
Yakma yengem yakma benim kınamı
Ak eklerim kına istemez benim
Gülmedik başlarıma güller soksam güler mi?
Ak koyunu güddüm güddüm getirdim
Ala ardıca mor meşeye yatırdım,
Ölümle ayrılığı bu güne sığdırdım
Ölüm ver Alladım, ayrılık verme.
Naciye Şen (İlkokul Mezunu, Yaş;54)
Kabrimi derin kazın, dar olsun.
Etrafına mor sümbül dikin, gül olsun.
Ben gidersem anam, kızın kim olsun?
Naciye Şen (İlkokul Mezunu, Yaş;54)
Babam kahvecidir, kahve pişirir,
Kahvenin köpüğünü yere taşırır.
Kıymetli kızlarını arkasına düşürür,
Kıymetsiz kızını anam, gurbete aşırır.
Hanım Sancar (Cahil, Yaş ;100)
Üç kuş idik uçar idik havada,
Birimizi vurdular, kavurdular tavada.
Sen mi kaldın, kadir mevlam,
Bu bozulmuş yuvada.
Hanım Sancar (Cahil, Yaş ;100)
Mezarlık arası on iki direk,
Yalvardım yakardım geçmedi dilek.
Azrail’in kesticeği yakasız gömlek,
Bu da bana dar gelir kahpe felek.
Hanım Sancar (Cahil, Yaş ;100)
Gökyüzünde bamya bamya,
Buluttan Azrail inmişte,
Kapı kilitler
Kimi ana, kimi de baba bekler.
Arife Yavuz (İlkokul Mezunu, Yaş ;17)
Allı safamı yel aldı,
Yeleğin yakasını sel aldı.
Yar kulağın sağır mı?
Sevdiceğin yari el aldı.
Naciye Şen (İlkokul Mezunu , Yaş ;54)
Atlayıp atına binemedin mi?
Alıp direksiyonu süremedin mi?
Karanlığa kaldın da,
Evlerini bilemedin mi?
Naciye Şen (İlkokul Mezunu , Yaş ;54)
Alaca kekliğim suya mı indin?
Suyu aldın da geri mi döndün?
Sen de ben gibi,
Garip mi kaldın?
Naciye Şen (İlkokul Mezunu , Yaş ;54)
Aşa yerin kirazları ererse,
Erer de selelere girerse,
Gelir de garip anam seni sorarsa,
O zaman ben ne cevap vereyim?
Naciye Şen (İlkokul Mezunu , Yaş ;54)
Hadi gurbet badi gavurlar dursun,
Taşını toprağını ustalar kırsın.
Gurbet dediğin yerlerde,
Seni yakan zalimler dursun.
Naciye Şen (İlkokul Mezunu , Yaş ;54)
Hadi kızım hadi, uğurlar olsun,
On parmağın kalem olsun.
Benden mezarlıkta yatanlara,
Selam olsun.
Hanım Sancar (Cahil, Yaş ;100)
Armutluya dolu yağdı, yazıldı.
Kara bağrım taşa geldi ezildi.
Bu yazılan yazı bana ezelden yazıldı.
Yazıcı kolların yazılmadı mı?
Divitin kalemin kırılmadı mı?
Murat Ekinci (Cahil , Yaş ;72)
Mezarlığa vara gele yol sandım,
Ayağıma diken battı gül sandım.
Ellerin içinde benim büyük babam var sandım,
Babam değilmiş de, eller imiş.
Dam başına çıra attım yanmadı,
Yana yana gül benizlerim kalmadı.
Her eller geldi de,
Büyük babam gelmedi.
Mezarlık içinde on iki direk,
Yalvardım yakardım geçmedi dilek.
Azrail’in kestiği sırmalı yelek,
O da kollarına dar geldi.
Şu gençlikte ölüm zor geldi.
Aşağıdan gelen hacı kağnısı,
Üstüne çizilmiş kara donlusu,
Hani benim babam hangisi?
Dam başında sıra sıra bacalar,
Cennet bahçesinden çıkan hocalar,
Hocalar dedemi görmediniz mi?
Oturup halını hatırını sormadınız mı?
Koca kavak burum burum burular,
Dibinde akan sular durulur.
Eller efendim dedikçe,
Benim boynum burulur.
Yaylacılar yaylasına göçtü mü?
Ak koyunlar kuzusunu seçti mi?
Benim babam bu yollardan geçti mi?
Geçti ise arayın da bulayım.
Gökte ise merdivenler kurayım.
Dağ başında bir bölük kar idik,
Yeller esti ılgıt ılgıt eridik.
Gözüm nazlısı babam sen idin,
Mezarlıkta bir ot çıktı, kurudu.
Kara bülbül kanadını sürüdü.
Bizden olan karayerde çürüdük.
Elde olan kol kol oldu yürüdü.
Bugün Gölhisar’ ın pazarı,
Mermeri çatlatır Türk’ün nazarı,
Kast mı yaptın, karşıya mezarı,
Kuzularım gelsin de ağlasın diye.
Ağlasın da geri dönmesin diye.
Hatice Çoban (Cahil , Yaş ;80)
Akşam akşam, gül dalını budarım
Sabah sabah, yeşil ördek güderim
Bugün misafirim, yarın giderim
Bu yeşil Dünyada ben ne ederim.
Murat Ekinci (Cahil, Yaş ;72)
Ben dağdan gideyim,yol senin olsun
Ben zehir içeyim, bal sizin olsun.
İşte ben gidiyorum, yeşil Dünya size kalsın!
Murat Ekinci (Cahil, Yaş ;72)
Aşağıdan gelen aklı karalı
Kanadın altı kurşun yaralı
Hemen sen mi varsın dertli yaralı
İşte ben de varım oyuk yaralı.
Adile Yavuz( İlkokul Mezunu, Yaş ;39)
Keklik idim alacamı düzemedim
Kol kol olup yavrularım sizinle gezemedim
Bu kara yazıyı kendim yazmadım
Verin ben yazayım, ciğer bağımdan.
Arife Yavuz (İlkokul Mezunu, Yaş ;64)
Değme bana, ilme bana
Ben yaralıyam eller al giymiş
Ben karalıyım.
Bu yeşil Dünyada ben yaralıyım.
Arife Yavuz (İlkokul Mezunu, Yaş ;64)
Evimizin önü bir dönüm avlu
Avlunun içinde kır atım bağlı
Kınaman komşular
Yüreciğim dağlı.
Hanım Sancar (Cahil, Yaş ;100)
Avlumuzun günden yanını deldiler
Deldiler avluyu doldular
İçinizden en kıymetli yavrumu aldılar.
Hanım Sancar (Cahil, Yaş ;100)
Çizmeciler çizme diker meşinden
Ormancılar odun keser yaşından
Bülbül bile ayrılmamış eşinden
Ben nasıl ayrılayım can kardeşimden.
Hanım Sancar (Cahil, Yaş ;100)
Deperim deperim, dağlar delinmez
Çıkarım bakarım sılam görünmez.
Sılam çayır çimen olmuş bilinmez
Sılamı bilsem de anam görünmez.
Hanım Sancar (Cahil, Yaş ;100)